eve dönüş

Cuma, Şubat 22, 2008

ŞANZELİZE YOLLARINDA BİR PARİS HİLTON

Bloglar arası sobelemelerle ilgili bir sorunum var: UNUTUYORUM! Hatırlayınca da çok geç oluyor. Yani, aylar sonra "Ay şöyle bi' sobe vardı bana bahşedilmiş, cevaplayayım." demek de işime gelmiyor. Bu sefer haberdar olur olmaz yazıyorum. Deryik'in pasladığı son sobemiz "yaptığımız çok saçma alışverişler" hakkındaymış.

Ben sanırım kıyafet alışverişi sırasında oldukça tutumlu bir insanım. Bir şeyi sırf ucuz / indirimde / bulunsun diye almayacağım gibi, gerçekten ihtiyacım olan bir şeyi almak için de bin kez düşünürüm. Dene çıkar, dene çıkar, aynada kendini izle, 20 dakika sonra almaya karar ver, kasada beklerken vazgeç. Bununla birlikte 1YTL'cilerden doyasıya saçmasalak edindiğim çeşitli objeler Ankara'daki odamın çekmecesinde kuzu kuzu yatmakta. Sanırım saçma alışveriş geçmişim sadece objelerle sınırlı.

Şöyle maziye döndüğümde, saçma alışverişlerimin kuzenimle birlikte "ortak" aldığımız takma tırnaklarla başlamış olduğunu zannediyorum. ``Kuzenimle "ortak"´´ cümlesi, bu takma tırnakları dönüşümlü olarak kullandığımız fikrini aklınıza getirmesin. Ben sol elimin parmaklarını takma tırnaklarla donatıyordum, o sağ elinin... O tırnaklarla, biri uzun biri kısa tırnaklı ellerimizle çok çekici olduğumuzu düşünüyor; yazlığımızın bahçesinde düşman çatlatıyorduk. Yaş 12. Af buyurun.

Yine ergenliğe yeni girdiğim, arkadaşlarımla yeni yeni dışarı çıkmaya başladığım dönemlerde Mersin'in pek ünlü bir gümüşçüsünden saçma salak takılar almak tek hobimdi. Sandalye şeklinde küpeler, balık kılçığı şeklinde küpeler, nazar boncuklu küpeler, barış işareti şeklinde küpeler, yılanlı yüzükler... Annem her seferinde, aldığım küpelerin ne denli gereksiz ve aslında sahte olduğunu düşünürken; kendimi haklı çıkarmak için gümüşlerin pek tabii ki gerçek olduğunu iddia ediyor, sebep olarak da satıcı adamın, gümüşün fiyatını söylemeden önce takıları itinayla "tarttığının" altını çiziyordum. Bu savunma girişimlerim annemi çok etkilemiş olacak ki, bugün de herhangi bir şey (takı, makyaj malzemesi, ev eşyası) satın alıp eve geldiğimde kendisinin ilk sorusu "Adam tartarak mı verdi?" olur.
Aynı dönem, yani TİTANİK patlaması yaşanırken mini mini / gerçekten saçma sapan bir Leonardo Di Caprio biyografisine tonla para ödemiştim. Bir müddet resimlerine bakarak oyalanmayı diledim; ancak hâlihazırda tüm Leonardo Di Caprio fotoğrafları zaten odamın duvarlarını süslemekteydi. Kitap şimdi nerelerde bilmiyorum.

Akıbeti masamın üzerindeki kalemlikte yaşlanmak olan türlü renklerde tüylü / simli / saçma / müzikli /ışıklı kalemlerimi de bu kategoriye koymakta beis görmüyorum.

Geleneksel Starbucks ziyaretlerimizden birinin akabinde Remedios Bey ile kendimizi tutamayıp satın aldığımız sigara ağızlıkları da saçma alışverişler listeme üst sıralardan giriş yapabilir diye düşünmekteyim. Görüntüsüne ve cüzi fiyatına aldanıp aldığımız sigara ağızlıkları, bizlere kesif plastik bir aroma ve süper nostaljik görünümlerden başka herhangi bir tat vermedi, veremedi. Aldığım gibi duruyor çantamın dibinde bir yerlerde.

Son saçma alışverişimin ise 2 gün önce Paris'teki Centre Pompidou'nun çevresindeki bir dükkândan aldığım "altın pullarla kaplı" bir yastık olduğunu düşünüyorum. Yastık yani, altın renginde, pullu... Türkiye'ye nasıl getireceğim bilmiyorum.

...veeee bu noktadaaaa aynı görevi sevgili arkadaşım Remedios'a ve yarın itibariyle Alamanya turnesinden dönmüş olacak kader arkadaşım Si-men'e devrediyorum.

1 Yorum:

12:39 PM, Blogger voodoo girl demis ki...

titanik'e kadar beklemiş olmanız bile gurur verici, zira bizim leonardo di caprio çılgınlığımız romeo&juliet'le başlamıştı. bu vesileyle -ozamanlar dvd yoktu tabii- taa nerelerden ne video filmler almış/aldırmış, leonardo'nun "more than just a baby face" durumlarını o yaşımızda keşfetmiştik; ancak benim de ingiltere'den avuç içi kitapçığı tadında bir biyografi edinmişliğim vardır ki bu hareketimle ingiltere'den ne istenmez sorusunun cevabını verdiğimi düşünüyorum.

 

Yorum Gönder

<< Eve Dönüş

web tracker