22 Ekim 2012 Pazartesi

PİN





Zannediyorum sene 2005 - 2006. Bloglarda birden bi Pinhani furyası başladı. Pinhani'nin çıkış noktası, gerçekten de internet oldu. Hayır, Koç Üniversiteli Hayalet Sevgilim İrem gibi değil; Pinhani, bilerek ve isteyerek profesyonel işleriyle internetteydi. Pinhaniciler, şarkılarını internet sitelerine yüklediler ve insanlar indirdi. Adamların açıklaması ise kısa ve netti, "Zaten indirecekler, bizden indirsinler dedik.."


Ve işin tuhaf yanı, şimdilerde / zilyon sosyal medya opsiyonunun içinde Büyük Ev Ablukada'nın kendini duyurmaya çalıştığı gibi (Yalan Dünya öncesi Büyük Ev Ablukada'an bahsediyorum tabii ki!) veya Nil Karaibrahimgil sevimlisinin 1.99TL'ye CD çıkartması ve kocasının (onbinlerce liralık) beleş danışmanlıklarıyla Turkcell Müzik'e şarkılarını büyük paralara satması gibi stratejik hamleler değildi Pinhani'nin yaptıkları. Daha ziyade, Hayat Sevince Güzel'de Münir Özkul'un "Zaten ağaçlara tırmanıyor çocuklar kiraz yemek için. Bari ben toplatıp vereyim ki sıkıntı olmasın.." naifliğiydi.

Canlarım Pinhaniler, hatta o dönem kendilerinden bahseden bloglara yorum filan bırakırdı. Sene 1956. Tayyörümü giymişim, Yüksekkaldırım'a çorap almaya gitmişim.

Sulandırmayayım, sonra araya Kavak Yelleri girdi filan. Ben bu grubu unuttum. İstanbul'a geldiğimin ilk senesi, bazen oturur dinlerdim, "İstanbul'da"yı. İstanbul'da kimim vardı? Birisi varsa da "Ben varım?" diyebiliyor muydu... Vs. vs. Burada tam bir Ayşe Özyılmazel gibi hüzünlü bir şekilde klavye tuşlarına dokunurken bana acımanızı, "Ah canııım." filan demenizi bekliyorum. İçinizden. Tenks.

Abicim inanmazsın tam 1 haftadır hardcore Pinhani dinliyorum. Utanmasam midterm'lere çalışıcam, paper'ım için kütüphaneye gidicem, mikroekonomi sınıfındaki çocuktan hoşlanmaya başlıycam, efendime söyleyeyim 16.40'taki TM servisine yetişmeye çalışıcam...

1) Başım düştü saksıma ne güzel bir tabir.
2)  Başından geçeni anlat, masaldır benim için ne muhteşem bir tabir.
3) Ne güzel güldün.. Ne güzel şarkı!..


4) Yitirmeden ne akıllı şeyler söylüyor?!

Acaba diyorum, siz de dinleseniz, hep beraber sonbahar melankolikleri olarak kollarımıza uzun gelen hırkalarımızın yardımıyla iki elimizle tuttuğumuz bitki çaylarımızı mı yudumlasak?


9 yorum:

Adsız dedi ki...

hay ağzından öpeyim jela!

deryik dedi ki...

Ben bi pinhani konserine gitmistim istanbulda. Bitmedi, bitmek bilmedi. Cok bonkörler. 3,5 saat filan sürmüş olabilir. Mekan bence daha iyi olabilirdi; ama olsun. Saatlerce calip soylediler, hep de gülümseyerek. İyi şeyler seansi gibiydi. Gecen yildi konser, bence yine olursa yakala, canli dinle. Su gibi iyi geliyor insana.

Adsız dedi ki...

yasasın yenı yazı

Emir Bey dedi ki...

Kendimi ttnet'ten pinhani'ye vurdum sayenizde.

Seda dedi ki...

Yine güzel bir yazı olmuş :)
N.Karaibrahimgil kısmı da çok iyi... Reklamlarda onun o sevimsiz şarkıcıklarını duymaktan bıkmış usanmış o kadar çok insan var ki...

idilik dedi ki...

Kendi halinde, cömert, ukalalık yapmadan manalı şeyler üretebilen bir grup Pinhani, ben çayımı koydum (bal+limon) müzikçalarıda Pinhani'ye ayarladım, Evren'de ruhlarımız buluştu yani :)

Adsız dedi ki...

bardağın içinde tarantula var gibi :o)

Aysin dedi ki...

Kendimizle dalga geçmeden geçmişimizden bahsedemiyoruz ya, bu bana pek şaşırtıcı geliyor.

özlem dedi ki...

Nil kısmı için; birileri birilerine zorla para kazandırtmaya çalışınca çok itici oluyor o iş. ha alıcısı gene alıyordur da ses etmiyordur, benden uzak...
Pinhani' ye gelince... müzikleriyle ilk tanıştığım yıllara bi gittim geldim :) gençtim o yıllar :))) ağğğhh..
bir süredir de dilimde; ben ki sevmekten hiç usanmam şarkıları..