13 Kasım 2012 Salı

BOL GÖRSEL KULLANALIM, PATLANGACI BİRAZ BÜYÜTELİM

Günler acayip geçiyor ve ben gün geçtikçe daha evcimen bir insan oluyorum. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum. Sanki dışarı çıkmadıkça, eğlenmeye gitmedikçe daha sıkıcı, boş bir insan oluyormuşum gibi. Geliyor. Bilemiyorum. Ama sağlıklı yemek yeme, makul saatlerde uyuma, kendine ve eve daha çok vakit ayırma konusunda, şimdiki gidişat kesinlikle daha iyi. Bakıcaz... Bir süredir neler yapıyorum: işe gidip eve geliyorum. Henüz 1 ay önce edindiğim Digiturk Plus'a diziler ve filmler kaydedip izliyorum. Irish Cream aromalı filtre kahveyle sade olanı karıştırıp french press'te demliyorum. Biraz sigarayı abarttım. Alkolü azalttım.


 1) Tutunamayanlar'a üniversite 1. sınıftayken bir şans vermiştim. O yıl, o kitapla, Oğuz Atay bendeki kredisini kaybetti. (Mezarında ters döndü şu an.) Bir kere kitap sıkıcıydı, TurgutlarSelimler vardı ve o kitabın, sırf kendini "cool" göstermeye çalışan ergenler tarafından pompalandığından fazla emindim. Veyahut hayattaki başarısızlığını ah tam da nasıl Oğuzcuğum Atay gibi "tutunamayan" olduğuyla açıklamaya çalıştıklarından filan...

Nitekim seneler geçti, ben büyüdüm. Derken okuma zevkine çok güvendiğim bir arkadaşım, (Güzel Ablam E. diye geçer bu sayfalarda) bana Tehlikeli Oyunlar'dan bahsetti. Kitabı 1 haftada bitirdim. Çok okuyan birisi için belki 1 hafta uzun bir süre... Ammavelakin ben Tehlikeli Oyunları, bence, en iyi şekilde içtim, sindirdim.

Okurken, bu adamın kessssinlikle BU kitabı 1973 senesinde yazamayacağı şeklideydi genel düşüncem. Kelimeleri, mizah duygusu, o kadar zamanın ötesindeydi ki... 2012 bile değildi, 2013'tü.
Bilmiyorum. Belki bu anlatımım size abartılı geliyor olabilir. Ancak, okumayı seviyor ve iyi bir okur olduğunuzu düşünüyorsanız, Tehlikeli Oyunlar'a geç kalmayın. Ben sonradan çok üzüldüm. Geç kaldığım için.

Sonrasında gittim koşa koşa "Korkuyu Beklerken"i aldım. Ama henüz başlayamadım. Elim gitmiyor. Nedenini, 2. madde açıklıyor.


2) 1.5 hafta önce Perihan Mağden'in son kitabı Yıldız Yaralanması sosyal medyaya ve internetlere bomba gibi düştü. Zannedersin ki Yıldız Yaralanması değil, PuCCa'dan Koca Bulma Rehberi!... O an herhangi bir dizi kadrosunda bulunmayan oyuncular kitapla birlikte verdikleri pozlarla popüleritelerini sıcak tutmaya çalıştılar. Ben de koşa koşa gittim aldım. Her ne kadar kapak tasarımına burun kıvırsam da, nitelik - nicelik ayrımına odaklandım. 1 minik şişe kırmızı şarap eşliğinde, bir cumartesi akşamı okumaya başladım. Pazar günü bitirdiğimde hayattan soğumuştum. Perihan Mağden'in bir zamanlar o çok sevdiğim cümleleri, kendi uydurduğu ama nasıl da güzel kesip-yapıştırdığı kelimeleri bana çok yavan geldi. Konu da.. Ondan hâllice... Ya Perihan Mağden kendini tekrar ediyordu ya da ben cidden büyümüştüm. Bilmiyorum.

Her neyse... Yıldız Yaralanması'nı 20 saatlik filan bir süre zarfında okuyup bitirdikten sonra, başka bir şey okumak istemedim. İlkokul 2'de müfredatın zoruyla yaz sıcağında Çocuk Kalbi okumuş, ardından okumaktan soğumuş çocuklar gibiydim. Teselliyi, iPad'in birbirinden saçma top patlatma oyunlarından birinde buldum.


3) "Bu arada yıllar da geçmiş hakikaten... Üniversite yıllarımda, D&R'daki Masumiyet Müzesi kulelerinden bir tanesini heyecanla çekip, Ankara'daki yatağıma uzanıp kitap okuduğum günlerin üstünde çok rüzgarlar esmiş, köprünün altından nice sular akmış. Şimdi, buradayım. Füsunların evinin önünde!.." diye kendi kendime KONUŞMADIM! tabii ki Füsunların evinin önünde dururken... Nicedir ertelediğim Masumiyet Müzesi gezimi, pazar sabahın köründe kendimi evden atarak gerçekleştirdim. 

Tek anladığım: Orhan Pamuk gerçekten manyak bir adam! Bir tutkunun peşinden gidip böylesi bir yatırım yapması, sadece kitap için değil, bir dönem Türkiye'sinin yaşam tarzıyla ilgili böyle manyakça bir sunum yapmayı tercih etmesi... Gerçekten deli işi! Ben en çok mutlu eden şeylerden bir tanesi de, birçok yabancı turistin müzeyi ilgiyle gezmesi ve çıkışta müze dükkanından Orhan Pamuk kitapları alması oldu. 

Not1: Üstelik, kitapla birlikte gittiğinizde gidiş ücreti ödemiyorsunuz. Ben sırf, müzenin damgasını kitabımda istediğim için, tuğla gibi kitabı Ankara'dan taşıdım.

Not2: Kitabı okuyalı çok uzun zaman olduğu için bazı detayları unuttuğumu düşünmüştüm. Ancak 1-2 ay önce edindiğim "Şeylerin Masumiyeti" adlı katalog çok işime yaradı. Bence Masumiyet Müzesi'ni sevdiniz ve müzeye gitmeye karar verdiyseniz siz de bir tane edinin.


Masumiyet Müzesi'nde en beğendiğim vitrin, "Füsun sandığım gölgeler, hayaletler" vitrini oldu. Sizin de favorinizi öğrenmek isterim doğrusu.

Ancak izmarit dolu duvarın önünde de nefesimin kesildiğini itiraf etmeliyim.

Gezinin en şahane yanı da müzeden çıkınca Çukurcuma'da girdiğim bir eskici dükkanında bulduğum şahane siyah beyaz fotoğraflar oldu. Sonra "Bu kadar eski püskülük yeter canım!" diyerek pardesümün üzerine konan bir katman tozu silkeleyip kendimi Kanyon'un soğuk granit bezeli milenyum mimarisine bıraktım.



4) Cloud Atlas'ı ne yalan söyleyeyim, hiç merak etmiyordum. (Hem zaten Hugh Grant şaşkın şaşkın / boncuk boncuk bakışlarıyla kimseyi de aşık etmiyormuş filmde kendine!) Nitekim Güzel Ablam E.'nin gazıyla, "İzlersek ancak sinemada izleyebiliriz!" motivasyonuyla filme girmeye karar verdik.  4'er fincan kapüçünoyu biletimizi aldıktan sonra içmeye karar verseydik, belki şu an size filmi nasıl beğendiğimi anlatabilirdim. Ama hayır. Çünkü narin popolarımızı kaldırıp, zemin kattan sinema katına çıkıp bilet alma gibi stratejik düşüncelerden ırak beyinlerimiz buna engel. Dolayısıyla Kanyon sinemanın ortasında, elimizde Friends With Kids isimli filme biletlerle, kalıverdik.

Friends With Kids'e gidin bence siz de!  Hayır şaka yapıyorum. İğrenç bir film. Çok sıkıcı. Sıkıldık. Hatta çıkışta "The Artist"i beğenmediği için sinema salonundan biletin parasını talep eden Demet Akalınmışçasına kavga çıkartmaya karar verdik. Ama bunu yapmadık tabii ki. Evlerimize dönüp uyuduk.Belki, Jon Hamm filmi kurtarır diye düşünüyordum; ama caaanım adamı, lokum gibi adamı, kurban olduğum adamı öyyyle bir harcamışlar ki filmde! Lanet olsun öyle filme! Lanet olsun Jon Hamm'i sümsük bir rolle eleyen yönetmene, lanet olsun Selçuk İnan'ı oynatmayan Abdullah Avcı'ya babam affedersin! (Hızını alamadı.)

12 yorum:

eysean dedi ki...

o kelebek mührünü bileğime yaptırma arzusuyla kıvrandığım gerçeği vardı ama ergenliğe hiç gerek yoktu;o mühür kitapta güzeldi.

jonquille dedi ki...

jello, seyyar sahne, tehlikeli oyunlar'ı sergiliyor itü maçka'da senelerdir. tek kişilik bir oyun. oyuncu tam manyak. muhteşem. dekor iki salıncaktan ibaret. muhteşem. standup izlemeye geldiğini sanan kahkaha makinası gençler var, o kötü işte. mutlaka gör oyunu.

Aysin dedi ki...

Tutunamayanlarlan doğru gonuş! Caanım kitap adından mıdır nedir bi ergen mıknatıslığıyla damgalandı gitti. Tehlikeli Oyunları ise senelerdir resmen kıyıp da okuyamıyorum, 2 senede bir Oğuz Atay kitabı okuyorum yani ortalama.

Çocuk Kalbini hatırladığım hiç iyi olmadı, bu kitabı çocuğuna okutmayan anne baba suçludur falan gibi şeyler yazıyodu kapağında, çok travmatik kitaptı hakkaten.

Friends with Kids'in fragmanını izlemiştim bu ne lan resmen bütün filmi özet geçtiler diye epeyce gülmüştüm. Sana çok acıdım izlediğin için.

Yalnız mıyım neyim bloglara iyiden iyiye yorum yazar oldum, hayırlısı.

Adsız dedi ki...

kalemini yerim, yetenegine hayran oldugum. orhan pamuk, perihan magden, oguz atay ve nicelerini tek potada eritip, oryantal cizgilerle harmanlayarak bizlere blogunda sarap tadimi gibi bisey yapiyorsun bence. Doya doya siselerce saraplari icecegimiz, ilk kitabinin lansman gununu dort gozle bekliyorum.

Adsız dedi ki...

Şeylerin masumiyeti hakkında biraz bilgi verebilirmisin ve nasıl edinebilirz ?

jelatin dedi ki...

@eysean, aslında güzel fikir... yani sıkılmayacağını biliyorsan. :)

@jonquille, duydum onu, ama ne yalan söyleyeyim çekiniyorum. tiyatroya biraz mesafeli bir duruşum var. sıkılmaktan veya sinirden o dediğin ergenler gibi gülme krizine girmekten pek korkuyorum.

@aysin, bu zamana kadar yorum bırakmaman hata.. bir şey diyeyim mi, geçtiğimiz cuma günü friends with kids'in fragmanını izlerken bile sıkılmıştım. ne akla hizmet gittim ona bilet aldım bilmiyorum.

Adsız, valla ben de 4 gözle bekliyorum ilk kitabımın lansman partisini... ama daha ne hakkında bir kitap yazacağımı bilmiyorum. Ne güzel yorumlar gazlamışsın, sağ ol adsız.

jelatin dedi ki...

Adsız the Last, Şeylerin Masumiyeti normal kitap boyundan daha büyük, parlak sayfalı, müzedeki eşyaların fotoğraflarını ve Pamuk'un onları toplarken yaşadıklarını vs. anlatan bir kitap. Katalog gibi. Ama paralı satılan bir katalog :)

D&R'dan 30 TL'ye edinebilirsin :) Ya da buradan: http://www.dr.com.tr/Kitap/Seylerin-Masumiyeti-Masumiyet-Muzesi-Katalogu-/Orhan-Pamuk/Sanat-Tasarim/Diger-Sanatlar/urunno=0000000398436

gülş dedi ki...

pazar günü galiba aynı seansta gitmişiz friends with kids'e. hayatımda daha kötü biten bir film görmedim sanırım. kadının egosunun kurbanı olduk, yaz, yönet bir de başrolde oyna. jon hamm de yatakta götünü dönüp uyumasıyla uğraşmayayım oynayayım filmde de gönlü olsun demiş gibi. bir de koltuğum kırıktı üstelik tam azap oldu. bütün hıncımı buradan çıkarmam da biraz ayıp oldu ama siz yazı yazdığınızda sevgili jelatin histerik sevinçlerle bezenmekteyim.

jelatin dedi ki...

Alllllah kahretmesin Gülş! O kadın.. O sümsük kadın! O kafasına kürek indirdiğimin karısı_?! Lokum gibi Jon Hamm'le mi birlikteymiş? Vay ben nerelere gideeem, başımı nerelere vuram?

Desene, kadın resmen adam prim yapamasın diye vermiş o minicik, pasif rolü?

deryik dedi ki...

Şöyle eteğine taşları biriktirip biriktirip döküyosun ya, araya onlarca günler girmesine bile kızmıyorum.

Korkuyu Beklerken pek güzeldi, bence erteleme. Gerçi aynı yazarın kitaplarını üst üste okuyamıyorum ben. Belki zaten içindeki öykülerin bazılarını bir yerlerde okumuşsundur? Beyaz Mantolu Adam mesela, filmi de vardı hatta.

jelatin dedi ki...

Yok o filmi bilmiyorum sanırım. Zaten araya bir şeyler girdi. Sıkıntım, Perihan Mağden'i bıraktıktan sonra elime Uykusuz / Penguen bile alamadım.

Adsız dedi ki...

"Ona 'riorgunk' desem, belki de hemen karşılık verir; 'teslarom' der, gülerek. Rezalet!"