12 Kasım 2013 Salı

FİLİZ

"Bir töre dizisinde marabalarına laf söyleyen, konaktaki çalışanlarını domine eden, öğleden sonra ahretliğine çay içmeye giden, efendime söyleyeyim eve döndüğünde hasımlarından birini vurdurma emri veren yaşlı kadın" gücü olsun istiyorum bende. Çok şey mi istiyorum?

Yaş geçiyor, biyolojik saat işliyor diye bir şey var. Henüz benimki tiklemeye başlamadı. Çevremde de öyle biyolojik saatiyle haşır neşir pek kadın yok. Ama biyolojik saatiyle teşriki mesai içinde bulunan birtakım erkekler var, en çok ona şaşırıyorum.

Güzel okullarda okumuş, güzel okullarda master yapmış, iyi bir şirkette güzel paralar kazanıyor. Geçiyor karşıma, "İstiyorum." diyor. Beni değil tabii ki, başka bir kadını nasıl istediğinden / kadının bunu nasıl da geri çevirdiğinden dem vuruyor. Nasıl da benzer aile kökenlerinden geliyorlarmış, nasıl da benzer iyi okullarda okumuşlar. Düzgün bir kızmış, kendisi ne kadar düzgün bir erkekse... Akıllı bir kız diyor, iyi bir yerde çalışıyor. NEDEN OLMASIN YANİ?

Hırs mı yaptın sen bu kızı? diyorum. Hayır; ama olmaması için bir sebep yok, diyor. "Yani sonuçta ikimiz de düzgün insanlarız, ailelerimiz benzer, akıllı bir kız, iyi bir yerde çalışıyor." Kızın CV'sini print alıp çekmecesine koymuş mu bilmiyorum. "Onu istiyorum çünkü çok gülüyoruz beraber. Onu istiyorum çünkü onunla vakit geçirmekten mutluyum. Çünkü onun yanında hiç sıkılmıyorum. Onu istiyorum, çünkü en çok onu güldürmeyi seviyorum." gibi cümleler yok. Bu gibi cümleler fazlaca ütopik. Çoğunlukla kızın CV'si üzerinden ilerliyoruz işte. Kızın liderlik skill'lerinden, sonuç odaklı olmasından, ha bir de düzgün bir aileden geliyor olmasından, vs. Household'una "partnır" arıyor herif, bunun da sevgi / tutku olduğuna inanmamı bekliyor. Benim değil, daha çok kızın inanmasını. Kadın da aptal mı, değil işte. Adamın ne dokunuşu dokunuş, ne sevgisi samimi geliyor. Belli.

Sohbetin bir yerinde, bin yıllık kırığına geliyor konu. Yazları kısacık kaçamaklar yaşadığı, teninin kokusunu ezbere bildiği kadına... Kızın her türlü gelişimine tanık olmuş, nihayetinde her ikisi de büyümüş. E, neden onu değerlendirmiyoruz? diyorum, onu bunca isterken?

"Olmaz onunla ya, olur mu, olmaz ya.. Ne bileyim olmaz işte."

Bir yerlerde bazı kadınlar sırf adama olan zaaflarından, karşılığında hiçbir şey beklemeden kendilerini açıveriyorlar. Taktik, strateji dinlemeden. Hayatı boyunca o adamın aklından çıkmayacak kadınlar... Sanki o adamlar sırf sonrasında benzer kökenlerden gelen kadınları kendilerine eş alıp, hayatları boyunca sıkıcı brunch'lardan sıkıcı süpermarket turlarına sürüklenebilsin diye.

22 yorum:

Gizem Mizem dedi ki...

hırpaladı beni bu yazı biraz. allah belamı versin dedim biraz.

Sinem dedi ki...

offfffff :((

Sinem dedi ki...

offfff :((

Adsız dedi ki...

son 2 posttur modern kadın yaralarını anlatıyorsun devam lütfen..

Adsız dedi ki...

bu Post'a 1-2 erkek yorumu da gelse keşke, onlar ne düşünmüş ne hissetmişler okurken? merak ettim doğrusu

Çido dedi ki...

Hayat hep böyle ; kadın da adam da elinden tutamadığının peşinde .

Çido dedi ki...

Hayat hep böyle ; kadın da adam da hep elinden tutamadığının peşinde .

Adsız dedi ki...

sıkca karsılastıgım bir erkek düşüncesini cok güzel anlatmısssın..
daha orta yada orta-alt sınıf diyebileceğim kesimde de ogretmen ve bankacı gibi meslek sahibi olan kadınlara yönelik bir talep var:)

Adsız dedi ki...

Mervecim bu anlattıklarının aynısını kadınlar da yapıyor :) hikayede erkek sözcüklerini kadın yap anlam bütünlüğü bozulmaz....
İnsan doğası bu
Doruk

jelatin dedi ki...

Doruq, sıkıntı şu aslında; biz kadınların bunu yapmasına çok alıştık. alışmak durumunda kaldık. beni şaşırtan, karşıma çıkan 4 erkekten 3'ünün benzer muhabbetleri yapması.. yoksa zaten bu "kendini sağlama alma" şeyi tamamen bir kadın "şey"i!

Adsız dedi ki...

tamam şimdi taşlar yerine oturdu :)
bu açıklama olsun olmasın güzel yazı :)
doruk

Adsız dedi ki...

her türlü ilişkide tek bir kural vardır "çıkarlara uymak". arkadaşınla buluşursun neden? çok sıkılmışsındır eğlencelidir kız, çevresi geniştir biriyle tanıştırır, yapacak daha iyi bi şeyin yoktur sonuçta, olsa onu tercih etmezsin, aramadığın diğer arkadaşın gibi. senin nedenin her ne olursa olsun öncelik sensindir ve çıkarlarına uyumdur. özel ilişkide ise, aşkta demiyorum (çünkü aşk edebiyatta ve uyarlama sinemada olan bi şeydir gerçek hayattaki karşılığı çıkarlarına çok uyan birini görünce çok heyecanlanıp sevinirsin bunu da aşk sanırsın, aşk yoktur, yalandır.) bakarsın işi iyi kaslar iyi cool arkadaşlarınla tanıştırsan oha nerden buldun bunu iyiymiş derler arabası da iyi sadık üzmez beni yani sonuç 15 farklı çıkarına uyuyor adam/kadın senin olsun istersin. sonuç: yazdığında şaşılacak yada kızılacak bi şey yok, tatilde kızı düdüklemek adamın çıkarına, evlilik çıkarlarına (kriter diye yumuşatırlar çıkardır o oysaki) uyan ise diğer kız. çok normal. hepimiz aynı mokun lacivertiyiz, kızmaya hakkımız yok. oracle

mango meyvesi dedi ki...

yukarıdaki çıkara dayalı yorumlara katılamiciiim. zira birlikte kitapçı gezebildiğim erkeği hiçbir şeye değişmem, çünkü o adamın işe de, aşka da, muhabbete de, ahlaka da, eğlenceye de bakışı hep > iyi yerlere gelmiş erkek. ve aşk tabii ki vardır, kadınların eğer yaşam değiştirmek amacıyla hareket ediyorlarsa aşkı küçümseyip evliliğe çıkarcı yaklaşmalarını anlayabiliyorum, ya da bir erkeğin artık karım da benim kadar para kazansın, çocuğum şurada okusun hayalini de anlayabiliyorum ama aşk yoktur işler budur denmesini anlayamıyorum. eğer iki taraf da kendini iyi yetiştirmişse -her anlamda yetiştirmek yani, okul, iş değil- aşkta sorun olacağını sanmıyorum. evlilikse zaten başlı başına bir sorun.

Adsız dedi ki...

ama kitapçıda mutlu mutlu gezmen, sana minik bi şiir okuması o sırada omzunu öpüp gözlerine bakan kariyeri iyi olmayan ama tüm o kariyerli erkeklere tercih edeceğin "aşık" olduğun bu erkek senin entellektüel soft duygu durumunu doyurduğu için, buyrun aynı noktaya geldik al işte, bu çıkarını karşıladığı için senin seçimin :) çıkar acı, sevimsiz ve soğuk bi kelime hiç de romantik değil çok haklısın ama böyle, aşk sadece insanın kendini kandırmasıdır(murathan mungan ın dediği gibi: artık aşık oluyo musunuz? yok artık kendimi kandıramıyorum), benim aşka inanmam için senin acılı lahmacunu yerken dişindeki maydonozla soğan kokan nefesiyle kitapçıda napıyikkk diyen kariyeri kötü bulaşıkçı mesela olan bi adamla çıktığını görmem lazım, hiç bi çıkarını karşılamıyo olması lazım ve sen onla yaşlanmak istediğini söylediğinde aşka inanabilirim. (lahmacunu küçümsemedim ona girmeyelim)

Adsız dedi ki...

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisine göre düşünürsek anonim arkadaş haklı :) Hayattaki amacımız ihtiyaçlarımızı gidererek üst basamaklara çıkmak...

Adsız dedi ki...

İnanilmaz bir yazı olmuş.. Fena içime oturdu hatta!.Yazmaya devam et lütfen burda. Twitter tuzagına dusme :)
Tugce

mango meyvesi dedi ki...

ihtiyaç demek daha adilce olur öyleyse, aşk ihtiyacı, sevmek ya da sevilmek belki ikisi bir arada vs. ben buradaki çıkar sözcüğünü daha çok maddi anlamdaki çıkar ilişkisi olarak değerlendirmiştim merve'nin örneğinden yola çıkarak, yani işi iyi olsun, ailesi şöyle olsun bunlar gerekli bana mantığını. yoksa adsızın son mesajından yola çıkarsak mutlu olduğu, iyi vakit geçirdiği biriyle birlikte olmayı istemek de çıkar ilişkisi. ama bunu tercih ederim ben diyorum işte.

bir de nasıl diyeyim, o soğan kokan kitapçıda napiyik diyen adam vardı ya, yani belki şimdi olmaz şimdi başka bir dünyadayım ama ona aşık da olunabilir. yani bence insan kassa herkese aşık olabilir. o an "ihtiyacı olan" doğru koşulların bir araya gelmesiyle tabi.

Adsız dedi ki...

mango meyvesi, insan kassa herkese aşık olabilir kısmen doğru sanırım. şöyle bi gözlemim var da benim, arkadaşlarımın neredeyse hepsi ofisteki proje arkadaşlarıyla evlendi. yoğun bi proje esnasında gece gündüz sabahlarken boyu, statüsü, yaşı az çok uygun olanlar hemen eşleşiyo, nasıl bir eros sa artık bi de aşık olup evleniyolar. bence kiminle sabahlasalar çok itici olmadığı sürece aşağı yukarı kriterlerine az çok uyan herkese aşık olacaklardı zaten. ha ben de öyle evlendim, başlangıç süperdi ama sonu çabuk geldi...zor işler bunlar, fazla karışık, yada fazla basitte işte hep dediğim gibi olmayan bi şeyin peşindeyiz , "aşk", kendimizi kandırma oranımız arttıkça da dengemiz realitemiz iyice kayboluyo sonra yanlış kararlar ve patlıyo işte. oracle

mangı meyvesi dedi ki...

yani filmde diyor ki kadın "bütün bu duyguların geçici olduğunu biliyorsak bu duygulara şimdi nasıl güvenebiliriz?" (blue valentine) yani kandırmaca demek o geçici olduğunu bildiğimiz duygulara haksızlık etmek değil mi, çünkü geçici olduğunu biliyoruz ama o kadar güzel ki. nasıl aşk yok diyebiliriz? yani bu bilinçtesin ama engel olamıyorsun bile.

evlilik hakkında çok güzel şeyler söylemek isterim, yani inanıyorum belki de gerçekten kendini iyi yetiştirmiş iki insanın birlikte mutlu olabileceğine, uzun yıllar. böyle örnekler var sanıyorum çevremde, ama içeride ne yaşanıyor kimse bilmiyor tabi, o yüzden emin değilim. bu duyguların geçeceğini biliyoruz, evet, ama sonra? insan illa eskisi gibi mi hissetmek istemeli, yeniden, başka biriyle? devam etmek hepten mi imkansızlaşıyor, yoksa illa berbat halde mi sürecek, başka yolu yok mu? korkuyorum.

sedenist dedi ki...

Yazı şahane, yorumlar daha da şahane :)

jelatin dedi ki...

bence de yorumlar daha şahane.

Adsız dedi ki...

bana bazen bütün yorumları jelatin hanım yazıyormuş gibi geliyor. neden? şöyle bi iç hesaplaşma havasından pekala olabilir.