16 Aralık 2010 Perşembe

JALUZİ


Her gün yazacak yeni bir şeyler bulabilen insanları çok kıskanıyorum. Sevgi olsun, nefret olsun, aşk olsun; bunları her gün en güncel hâlleriyle yorumlayarak gezdiği yerleri anlatan insanları, yapılan politik yorumları, şunu yedim, burada şunu içtim bildirilerini. Düpedüz kıskanıyorum. Hatta bizzat şahısların kendi fotoğraflarıyla süslediği yazıları daha da kıskanıyorum. Onu da yapamam, yapmam çünkü; ziyaretçi sayısında belli bir artış getireceğini bilsem bile.

Oysa ben de bir şeyler yaşıyorum evet: gazeteleri nefretle okuyor, sonra akşamları pürkahkaha buluşmalar gerçekleştiriyorum, ben de seviyor, ben de iş'te birbirinden komik an'lara tanıklık ediyorum. Benim de iş'te çok sevdiklerim, nefret ettiklerim var; ama bahsedecek gücüm, isteğim, belki tarzım yok işte.

Sonra insanların "babyshower" fotoğrafları... Bunları kıskanıyor muyum diye uzun uzun düşündüm. Birbirinden zengin insanlar, pahalı mobilyalarıyla döşenmiş evlerinde konsept partiler düzenliyor, doğmamış bebeklerine birbirinden şirin ve marka tulumlar, svetşörtler topluyorlar. Evet, bunları ilgiyle karışık bir tiksintiyle takip ediyorum. Tekrar ediyorum: bunları kıskanıyor muyum diye de düşündüm. Bir sonuca varamadım. Ama gerçekten çok sevmediğim, bazı bazı tanımadığım insanların, kadınların, derisi gerilmiş göbeklerine yapılan zumları, göbekle kompozisyonlanmış obje fotoğrafları filan... O fotoğraf karesinin içine girip "NE YAPIYOSUNUZ ALLAH AŞKINA?!?!?!?!" diye sormak istiyorum. Silkelemek istiyorum her birini. BU NE ÖZENTİLİK? çığlıklarıyla çimdiklemek istiyorum kadınları. Ve onların, "Canım bebişimiz, mis kokulu miniğimiz Cerenimiz, vb." tarzı yorumlar bırakan sevimli arkadaşlarını.

Ahh evet, demokratik ülke, herkes istediğini yapsın evet evet, ama elimden gelen bir şey yok. Ve ben bazı şeylere karşı çok güçlü nefretler besleyebiliyorum. Şunun da farkındayım ki; benim yılbaşı süslemelerine olan düşkünlüğüm de başkalarına özenti, tuhaf gelecek. O hâlde derim ki, benim derdim simle, ışıkla, mis kokulu mumlar ve kokinalarla. Ne İsa'nın doğum günüdür kutladığım, ne de arkadaşımın henüz doğmamış bebeğidir kutsadığım.

Bu arada, kıskanmak demişken, Nahit Sırrı Örik'in KISKANMAK adlı bir kitabı vardır, MÜTHİŞTİR! Demirkubuz'un Kıskanmak filmi, buradan gelir. Ancak ne yazık ki kitaptaki kıskanma psikolojisinin yüzde birini bile verememiştir. Belki bir gün okur, beni anarsınız.

Eyvallah.

18 yorum:

Elsa dedi ki...

jelatin seni çok seviyorum

Adsız dedi ki...

Tembelsin işte, kabul et :)

Şaka bir yana, ara vermeden önceki gibi kendini tekrara düşmemen için, aralıklı yazmak iyi bir yöntem olabilir. Bardağın dolu tarafına bak

Hem arkadandan atlı kovalamıyor ya, bu acele niye?

Emir Bey dedi ki...

"ne de arkadaşımın henüz doğmamış bebeğidir kutsadığım" neden bilmiyorum buna çok eğlendim ben evet.

jelatin dedi ki...

elsa, ben de seni seviyorum kuzucuum:)

adsız, işte sabırsızım biraz. burası yeniden eskisi gibi canlansın istiyorum.

emir bey, eyvallah hafız.

mermaid dedi ki...

biz ki sen bir yıl yazmazken bile, sık sık kontrol ettik ve hala arşivin eklenmemiş olmasına bozuk atmıyoruz. yazı sıklığının okuyucu sayısına etkisi yok, en azından senin blogunda.

Adsız dedi ki...

sevgili jelatin, arada geçen bir yıldan sonra yazı dilin ve yazdığın şeyler ne kadar değişmiş. bunu tek farkeden ben olamam, eminim diğer okuyanlar da aynı şeyi düşünüyordur. ben kaybolduğun 1 yılda neler oldu merak etmeden edemiyorum. hikayende bi eksik var benim için. nasıl blog'u kapatmaya karar verdin, nasıl döndün... tabi pembe dizi değilsin ki her bölümünü izleyelim. ama merak etmeden de edemiyorum. belki bi update yaparsın bir ara, ne dersin?..
ps: ziyaretçi sayısını kafana takarsan kendin gibi yazamayacaksın, salla gitsin.

Adsız dedi ki...

ben eskiden de okuyordum, gittiğinde de hep gelip baktım ve evet tekrar her gün direkt bakıyorum yeni bir şeyler var mı diye..bana da bu yeni dönem yazıların çok farklı geliyor..o arada neler oldu da değişti diye merak ediyorum..sanırım çoğu okuyucun merak içinde :) sevgiler betsy

mz dedi ki...

Ucakta bile acip baktim vallahi yeni bir sey yazmis misin diye. ;)

deryik dedi ki...

taze ve güzel geliyosun bana jella. eskiye göre çok değişik değil, ama artık öğrenci de değil. ondan.

Red Riding Hood dedi ki...

Beni bitiren cümle : '''Evet, bunları ilgiyle karışık bir tiksintiyle takip ediyorum. Tekrar ediyorum: bunları kıskanıyor muyum diye de düşündüm. Bir sonuca varamadım.'''.Kzımda yazdı eski bloğunda bende yaptığım tğm yorumlarda değindim bu konulara.Iııı-ıııh efendim yok millet birbirinden görükçe kudurdu delirdi babyshower vs gibi konularda.Ve en basiti de tanımadığım kişilerin gelip canım kızım çok şirin,sevimli vs demesi.Yorum yapanların çoğu yazılarımda bahsettiğim kızımın yarın 17sine girecek bi kız çocugu olduğunu okumadan direk birkaç cümleyi okuyup bu yorumları yapmalarına ne demeli?

Adsız dedi ki...

Bir erkek olarak baby shower'ı ilk kez duydum ve baktım neymiş diye. Hiç de yadırgamadım, kafamdaki hayali "Özlem Hanım"'a çok yakıştırdım.

(n.b. Özlem Hanım, orta sınıf bir ailenin biricik prenses kızı olarak '80'lerin başı veya '70'lerin sonunda dünyaya gelmiş, Boğaziçi'nden sonra Boston'daki İşletme eğitimini tamamladıktan ve bir-iki yıl Amerika'da çalıştıktan sonra aile dostlarının da yardımıyla, İstanbul'a dönüp yanılmıyorsam Unilever'de çalışmaya başlamış, bu esnada arkadaşlarıyla her cuma Cosmo'larını aldıkları barda tanıştığı yatırım danışmanı Baran Bey'le, bir yıl süren nişanlılığın ardından evlenmiş olup, Baran Bey'in ne kaddar çok para kazanmasından dolayı artık çalışma gereği hissetmemiş bir hanımefendidir. Bu esnada baş gösteren can sıkıntısına hamilelik yetişmiş, bir annelik blogu açmıştır. Baby shower konusunu ben senden iyi özetleyemem Jelatin ("Canım bebişimiz, mis kokulu miniğimiz Cerenimiz, vb.".. çok iyi!), ama bu Özlem Hanım (ki kendisine asla Özlem Abla diyemeyiz, ağzımızdan o heceler çıkamaz) mis kokulu bebeği doğduktan sonra, Bayan Baran X olarak kendisine yakışacak bir meslek elbette bulacaktır: Baby shower organizatörlüğü ve bebeklerin doğum günleri için cupcake ve pasta tasarımı!

Baran Bey'in ailesinin Ulus'taki aile apartımanının alt katındaki, pembe dekorasyonlu dükkana giderseniz, Özlem Hanım'ı pastel renkli kaşmir bluzlarından, zarif Rolex'inden ve profesyonel tebessümünden tanıyabilirsiniz.

Özlem Hanım tamamiyle hayal eseridir.)

jelatin dedi ki...

Mermaid, arşiv eklenmeyecek ya. Şimdilik, sanmıyorum. Belki başka bir kilitli blog açar, kendim için eklerim. Arada bir ben de özlüyorum eski yazıları. Şüphesiz ki en sevdiğim blogger: kendimim :) Hoh-hoh-hoo!

Red Riding Hood, sizin durum enteresanmış cidden. Bebeksi yorumlar bıraktığım çocuğun aslında "çocuk" olmadığını öğrendiğimde masanın altına girmek isteyebilirdim.

Adsızlar, vallahi pek bir şey olmadı. Çalıştık çabaladık. Bunalıma girdik bunalımdan çıktık. Güldük ağladık. Çok şükür güzel şeyler yaşadık, yaşıyoruz. Öyle bir haybeye gitmiş episodlar yok yani. Sadece çalışıyorum. Filan. Artık üniversitede değilim. :) C'est tout!

Adsız The Last, benim hayalim Özlem Hanım olmak.. ciddiyim. Bir gün! Belki! Yani Unilever hiç heyecanlandırmasa da Boston hayal değil, uzak değil, belki de çok yakında! Bu arada tasvirinize hayran kaldığımı söylemek isterim. :) evet, özlem hanım resmen gözlerimin önünde can buldu!

Adsız dedi ki...

Jelatin, bir formspring hesabınız var mı? Olsa ne güzel olur, değil mi?

jelatin dedi ki...

yok yahu, ne işim olur. insanlara fayda sağladığın durumlar haricinde formspring'i pek anlamsız buluyorum.

deryik dedi ki...

bu blog niye başkadır biliyo musun, çünkü özlem hanım tasviri ancak senin yorum kutunda yapılır. yazılar bi kenara, yorumları da cevherdir yahu. şunca yıllık okuyucu olup da yorumlara bakmadan sadece yazıyı okuyup geçen var mıdır, sorarım.

jelatin dedi ki...

yok yeeee, beni sevdiğin için öyle söylüyosun :)

OYA dedi ki...

bana da yeni dönem yazıları farklı geldi.
neden eski dönem yazılarını koymak istemiyorsun?

jelatin dedi ki...

istememek, saklamak filan değil.. yani gerek yok sanki? belki çok daha sonra.