10 Nisan 2012 Salı

SAÇMALADIM

Hatırlıyorum, üniversite son sınıftayım, ÖSS gerginliği.. Dershanede ders çalışmak için okula gitmedim, dershaneye gittim. İçim sıkıldı, Kızılay'da, Kolej'in orada mini mini bir sinema salonuna attım kendimi. İzledim: Duvara Karşı. Çıktığımda içki içmek istedim. 18 yaşındaydım. Belki de 17... İçkiyle pek alakam yoktu. Ama o an ihtiyacım olan şey, bana nasıl bir etki edeceğini bilemediğim bir tür sıvıydı işte...

Kaç yıl olmuş izleyeli, üstüne kaç film izlemişim, hâlâ en sevdiğim film sahnelerinde top 3'e oynar bu.


Ben hâlâ, Birol Ünel'in 1.57'deki gülüşüne biterim.. 18. yaşımdan beri, öyle bir bakışa nail olmanın nasıl bir şey olduğunu düşünürüm. Ama zaten: film o, film!..

Kendisiyle olan teşrikimesaim de bu tür bir şeye benziyor zaten. Ne zaman ki o, biz 16 yaşındayken hayatımıza "Seymen Ağa" figürünü soktu, biz belimizi doğrultamadık. Meral Okay, biz 16 yaşındayken, hayatımıza asla girmeyecek hayali bir erkek figürünü elleriyle hayatımıza soktu. Orada bir Seymen Ağa var, ama yok aslında... Neyse.

Aslında yıllar geçtikçe, düşünüyorum da, Bahar gibi bir karakterle Seymen'in bir arada olması, pek de mümkün değildi. Hani adam Anadolu'nun bağrından kopup New York'ta okuyacak da, ultra modern ressam İstanbullu Bahar'la evlenecek. Bahar da hayatının aşkı olarak benimseyecek Seymen'i. Dostum, Bahar, bildiğin, New York'ta yaşayan, emekli hakim babasının gönderdiği 3-5 kuruş harçlıkla ikinci el dükkanlardan kot pantolon satın alan, tek başına ayakta kalmaktan yorulmuş bir kızcağızdı işte. Ne diyecekti Seymen'e? Tabii ki peşinden koşa koşa Kapadokya'ya gelecekti. Aksi takdirde nedir? Seymen, annesinin köy eşrafından bulduğu, eline erkek eli değmemiş, minimum eğitim seviyesiyle yufka açmakta birinci gelmiş bir ev kızıyla evlenecekti. Bahar bakire miydi, Seymen'le evlenmeden evvel birlikte olmuşlar mıydı, Baharcığım sergi açılışlarında 3-5 kadeh şarap yuvarladıktan sonra eve yalnız mı dönüyordu?.. Bu detayları bilmiyoruz. Seymen Ağa'nın, Bahar'ı "sonrası"yla kabullendiğini varsayıyoruz. Kabullenmek neyse... Yani, Bahar'ın, kocasının gayrimeşru çocuğunu sineye çektiği gibi. Al gülüm... Ver gülüm...

Yine de... Elini attığı her şey güzeldi. O sofra kurduran şarkısı da, her pazartesi bizleri ekrana kilitleyen senaryosu da, İkinci Bahar'da etleri manyakça kemiğinden ayıran Kasap Melahat'ı da...

Sezen Aksu'yu hiç sevmem. Ama O, "Alırım başımı giderim efeler gibi hey!.." şarkısı, "Eyvallahsız"lıkta bir Ajda Pekkan gücündedir. Zaten o da Meral Okay'a aittir.

2 yorum:

Pelin Ulca dedi ki...

isiklarda yatsin:/
offf

kırmızı japon balığı dedi ki...

http://www.sneyl.com/2010/08/kirmizi-japon-baligi/en-izlenesi-10-film/

al işte! aynı şeyleri hissedip aynı hayal kırıklıklarını yaşıyoruz biz insanlar... sonra da hiçbirşey olmamış gibi sokakta birbirimizin yanından geçip gidiyoruz.